Doğrusu
[Bilge Karasu ünlü “türk kadın hikâyecisi”(*) değildir]
olacak
Bilge
Karasu’nun “Sevilmek” adlı radyo oyununun, sanki Bilge Karasu
yapıtını radyo oyunu olarak tanımlamamış gibi, Aksanat
Prodüksiyon Tiyatrosu tarafından sahne oyunu olarak
sergilenmesinin, sonucu ne kadar “başarılı” ve “faydalı” olursa
olsun, Bilge Karasu’ya, yapıtına ve okurlarına karşı yapılmış
bir haksızlık olduğu ana düşüncesini işlediğim, Tiyatro...
Tiyatro... Dergisi’nin Ocak-Şubat 2001 sayısında yer alan
eleştiri yazımın yukarıdaki gibi BİLGE KARASU ÜNLÜ “türk
kadın hikâyecisi” (*) DEĞİLDİR olması gereken başlığı,
tamamen benim dışımdaki nedenlerle hatalı olarak yayımlanmıştır.
Bu durumda
önce, yazının başlığının düzeltilerek tamamının tekrar
yayımlanmasının en doğrusu olacağını düşündüm. Ancak
okuyucuların, içinde dört sayfalık bir tekrar yazısı olan
dergiye para vermelerinin de haksızlık olacağını düşünerek
bundan vazgeçtim. Öte yandan yazıyı o haliyle, hatalı başlıkla
okumuş olanlara ve o sayıyı hatalı başlıkla alanlara da
haksızlık etmek istemedim. Hem bu okuyuculara haksızlık etmemek
için, hem de yazının başlığı içeriği ile doğrudan ilişkili
olduğundan sadece bir “başlık düzeltmesi” yeterli olamayacağı
için, o yazıdaki düşüncelerimi kısaca özetlediğim bu açıklamayı
yazmayı uygun buldum.
BİLGE
KARASU ÜNLÜ “türk kadın hikâyecisi.” (*) DEĞİLDİR.
şeklindeki başlığı Sabah Gazetesi’nin verdiği Meydan Larousse
Büyük Lugat ve Ansiklopedi’de yer alan, çok önemli, benim “çok
anlamlı” olarak nitelediğim bir “gaf”a dikkat çekmek için
özellikle kullanmıştım. Çünkü, hazırlanmasında önemli kültür
insanlarımızın görev aldığı, Sabah Gazetesi’nin verdiği Meydan
Larousse Büyük Lugat ve Ansiklopedi’de Bilge Karasu’nun “türk
kadın hikâyecisi.” olduğu yazıyordu. Bu korkunç bir hataydı.
Kötü bir hataydı. Talihsiz bir hataydı. “Çok anlamlı” bir
gaf’tı.
Aslına
bakarsanız bu, Bilge Karasu isminin ne yazık ki muhatap olduğu
“çok anlamlı” olarak nitelediğim “gaf”ların ilki de değildi.
Daha önce Cumhuriyet Gazetesi Kültür Sanat sayfasında yayımlanan
-evet, hem de Cumhuriyet Gazetesi’nde, evet, hem de Kültür Sanat
sayfasında- Barış Pirhasan’la yapılan, Cumhur Canbazoğlu imzalı
bir söyleşide de defalarca, Bilge Karasu yerine Bilge Olgaç
yazılmıştı. Dahası bu “gaf” hemen ertesi gün düzeltilmemiş, yazı
yayımlandıktan ancak iki gün sonra bir “özür” yayımlanmıştı.
Bilge
Karasu’nun “Sevilmek” isimli radyo oyununun Aksanat Prodüksiyon
Tiyatrosu’ndaki yapımı üzerine yazdığım, sahnelemek ve üzerine
yazı yazmak için, Bilge Karasu gibi “ne yaptığını çok iyi bilen”
bir yazarın radyo oyununu seçen insanların daha titiz olmaları
gerektiğini vurguladığım eleştiri yazımın başlığını özellikle
BİLGE KARASU ÜNLÜ “türk kadın hikâyecisi.” (*) DEĞİLDİR.
olarak seçmiştim. Çünkü hem Işıl Kasapoğlu’nun sahnelemesi, hem
de bu sahnelemeyi yücelten, yüceltme dozunu fazla kaçıran
değerli hocalarım Sevda Şener ve Ayşegül Yüksel imzalı eleştiri
yazıları bana bu “gaf”ları çağrıştırmıştı. Üstelik bu başlığı
kullanarak bir yanlışı da düzeltmiş olacaktım.
Bilge
Karasu’nun radyo oyunu olarak yazdığı, Aksanat Prodüksiyon
Tiyatrosu’nun sahne oyunu olarak gerçekleştirdiği “Sevilmek” ve
bu prodüksiyonu başarılı bulan ve yücelten eleştiri yazılarının
bana bu “gaf”ları çağrıştırmasının birkaç nedeni özetle
şunlardı.
-
Oyun “başarılı” bulunmuştu ama Bilge Karasu gibi “ne yaptığını
çok iyi bilen” bir yazarın, bu yapıtını neden radyo oyunu olarak
tanımlama gereği duymuş olduğu üzerinde kimse durmamıştı.
-
Bilge Karasu’nun ne yapmak istediği yanlış anlaşılmıştı.. Galiba
eleştirmenler bile oyun metnine bakma gereği duymamışlardı. Ya
da değerli hocalarım Sevda Şener ve Ayşegül Yüksel’in müzik
kulakları oyundan oda müziği tadı alacak kadar gelişmişti, ama
alto ile soprano’yu, bas ile bariton’u ayırt edecek yetkinliğe
ulaşmamıştı.
-
Işıl Kasapoğlu için her yazar aynıydı. Yani Bilge Karasu gibi
“ne yaptığını çok iyi bilen” bir yazarın bile kendi yapıtını
radyo oyunu olarak tanımlamış olmasının hiçbir önemi yoktu. Bu
nedenle oyunun prodüksiyon bilgilerinde
seyredeceğimiz/seyrettiğimiz oyunun yazarı olarak Bilge
Karasu’yu göstermekte bir sakınca yoktu. Çünkü Işıl Kasapoğlu
her yazara aynı muameleyi yapmayı yönetmenlik anlayışı
sayıyordu.
Burada
içeriğine çok az değindiğim, derginin bir önceki sayısında
yayımlanan yazımın başlığı ile ilgili bu hatanın bir katlama
olduğunu sanıyorum. Okuyucularına ve bana karşı olan
sorumluluğunu yerine getirerek, bir yanlış anlamayı ortadan
kaldırdığı için Tiyatro... Tiyatro... Dergisi’ne, teşekkür
ederim.
Feridun
Çetinkaya
(Ocak 2001'de Tiyatro...
Tiyatro... Dergisi'nde yayımlandı.)