Tiyatro Fanzini

 
Anasayfa   Yazılar   Yazarlar   Linkler   İletişim
 

Feridun Çetinkaya
editor@tiyatrofanzini.com


 

(...) Inismore’lu Yüzbaşı’nın yönetmeni, aynı zamanda çevirmeni olan Mehmet Ergen, oyun ile izleyiciyi başarıyla buluşturuyor. Ergen, oyunla, yazarla didişmemiş. Oyunu da, yazarı da karşısına almamış. “Yönetmen tiyatrosu” olarak adlandırdığımız, reji yapmayı bir “yönetmenlik şovu” fırsatı, “kuş kondurma” şansı olarak gören anlayışa pabuç bırakmamış. Mehmet Ergen, ülkemizde moda olduğu şekliyle işin kolayına kaçıp tiyatroyu sirke çevirmemiş, cambazlık yapmamış. İzleyiciyle oyun arasında sahici, etkileyici bir ilgi, bir bağ kurmayı başarmış. Oyuna sadık kalarak oyunun, oyuncuların var olan zenginliklerini ortaya çıkarmaya çalışmış. Absürd diyebileceğimiz kadar abartılı bir uslubu olan bu oyunu, izleyiciye “hadi or’dan sen de, bu saçmalık” dedirtmeden, işi sululuğa dökmeden iki saat boyunca izletmeyi başarmak hiç de göründüğü kadar kolay değil. Mehmet Ergen zor olanı seçmiş, bu zorluğun üstesinden gelmeyi de başarmış.

 (...)

 

 

 

 

 

 

 

Tiyatronun Tarantino’sundan

film gibi oyun: Inishmore'lu Yüzbaşı


 

Tiyatroyu özlemişiz… Uzun zamandır böylesi bir tiyatro keyfine hasret kalmıştık… Kenter Tiyatrosu’ndan çıkarken, çok özlediğim bir dostla yeniden buluşmuş gibiydim.

 

Kent Oyuncuları’nın sahnelediği Inishmore’lu Yüzbaşı, keyifle izlenen, tiyatro hazzını doyasıya yaşatan bir kara komedi. “Tiyatro karakteri”nden ödün vermeden, televizyon ve sinema izleyicisinin ilgisini çekebilecek oyunlar yazılabileceğini gösteren başarılı bir örnek. Inishmore’lu Yüzbaşı, tiyatroyu sıkıcı, uyuşuk, ağdalı olmakla suçlayanların fikirlerini olumlu yönde değiştirecek bir oyun.

 

Türkiye prömiyeri 12 Aralık 2003’te Kenter Tiyatrosu’nda yapılan Inishmore’lu Yüzbaşı, İrlanda asıllı yazar Martin McDonagh’ın bir oyunu. McDonagh’ı, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenen Leenane’nin Güzellik Kraliçesi ile tanımıştık. Mayıs 2000’de seyirciyle buluşan ve 3 yıldır oynanmakta olan Güzellik Kraliçesi, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok beğenilmişti. Inismore’lu Yüzbaşı da tıpkı Güzellik Kraliçesi gibi, tiyatroseverlerin ilgisini hak eden bir oyun. 

 

Öncelikle oyunun yazarından söz edelim. Çünkü Kent Oyuncuları’nın Inishmore’lu Yüzbaşı ile yakaladığı başarıda aslan payı oyun yazarının.

 

Inishmore’lu Yüzbaşı’nın yazarı Martin McDonagh, ele aldığı konuları işleyişi bakımından, İrlanda tiyatrosunun 1890’larda yaşamış klasik yazarı J.M. Synge ile günümüz Amerikan sinemasının yaramaz çocuğu Quentin Tarantino’nun aynı insanda vücut bulmuş hali olarak tanımlanıyor.

 

McDonagh 1971 doğumlu; genç yaşında oyunları 39 ülkede sahnelenen, dünya çapında ün kazanmış bir tiyatro yazarı. İrlanda göçmeni bir ailenin çocuğu olarak Londra’da dünyaya gelmiş. Çocukluğundan itibaren sinema ve televizyon onu çok etkilemiş. Orson Welles, Martin Scorsese, Terence Malick, David Lynch, Sergio Leone, Sam Peckinpah, Quentin Tarantino gibi efsane isimlere hayranlık duymuş. Daha 16 yaşındayken okuldan ayrılmış. Sinemaya olan tutkusuyla senaryolar yazmaya başlamış. Yazdıkları başlangıçta beğenilmemiş. Sadece BBC tarafından 22 kez reddedilen McDonagh, yılmamış. En sonunda, iki radyo oyununu Avusturalya’da oynatmayı başarmış.

 

McDonagh’ın ilk büyük başarısı, Leenane’nin Güzellik Kraliçesi’nin 1996 yılında Dublin’de sahnelenmesi olmuş. Bu oyun, yazarına art arda ödüller kazandırmış. Önce West End’e, ardından Broadway’e transfer olmuş. McDonagh, Inishmaan’li Topal (The Cripple of Inishmaan) adlı oyununun Royal National Theatre’da sahnelenmesiyle bu başarısını perçinlemiş. Connemara’daki Kafatası

(A Skull in Connemara), Yapayalnız Batı (The Lonesome West), Inisheer’in Ölüm Perileri (The Banshees of Inisheer), Yastık Adam (The Pillowman) yazarın diğer oyunları.

 

İzlediğimiz iki oyunun da gösterdiği gibi, hem seçtiği konularla, hem de bu konuları işleyiş biçimiyle McDonagh, “dünyanın her yerindeki her insanı ilgilendiren oyunlar” yazmayı başarmış bir yazar. Oyunlarının 28 dile çevrilmesi de; Londra’daki profesyonel tiyatrolarda bir sezonda aynı anda 4 oyunu birden oynanan, Shakespeare’den sonraki ikinci yazar olması da bunu gösteriyor.

 

Ünlü Oliver ödüllerinde “En İyi Yeni Komedi” seçilen Inishmore’lu Yüzbaşı’da, Padraic isimli İrlandalı teröristin başından geçen olaylar, David Lynch, Coen Kardeşler, Quentin Tarantino filmlerini aratmayacak bir kurguyla anlatılıyor. Normalde insanın kanını donduracak olayların bir parodideki gibi abartılı olarak işlendiği oyun, izleyiciyi kahkahalara boğuyor.

 

Inishmore’lu Yüzbaşı her sahnelenişiyle gündem yarattı, çok tartışıldı. Bu oyun için McDonagh’ın en sansasyonel oyunu diyebiliriz.

 

Oyunda İrlanda Kurtuluş Ordusu-IRA ve İrlanda Ulusal Özgürlük Ordusu-INLA örgütleri ağır bir şekilde eleştiriliyor, bu örgütlerle alay ediliyordu. Bu nedenle söz konusu örgütlerin oyuna tepki göstermesinden korkuldu. Yazdığı her oyun neredeyse biter bitmez sahnelenen McDonagh’ın bu oyunu belki de sırf bu nedenle, sahnelenmek için tam 5 yıl bekledi. Royal National Theatre ve Royal Court “barış sürecini olumsuz etkileyeceği” gerekçesiyle oyunu reddedince, Londra’da büyük tartışmalar yaşandı. McDonagh, kendisi kelleyi koltuğa alıp bu oyunu yazdığı halde, tiyatro yöneticilerinin oyunu sahnelemekten kaçınmasına isyan etti. Tiyatro yapımcılarını ve yöneticilerini korkaklıkla suçladı. Kararı siyasi bir karar, bir sansür olarak nitelendirdi.

 

Oyun, tiyatroda pek de alışık olunmadığı şekilde, şiddet öğelerine, kana, küfürlü konuşmaya, silah seslerine seyirciyi “rahatsız” edecek kadar sert bir biçimde yer vermesiyle de çok konuşuldu.  Inismore’lu Yüzbaşı’yı Stratford’ta sahneleyen Royal Shakespeare Company, oyunun hem içerdiği şiddet unsurlarıyla, hem de kullanılan dil nedeniyle 15 yaşından küçükler için sakıncalı olabileceği uyarısında bulundu. Bilet alanlar oyunun sağlık açısından rahatsız edici olabileceği konusunda bir yazıyla uyarıldı; ayrıca her oyun başlangıcında salonda bir duyuru yapıldı.

 

Canlı bir kedinin rol aldığı oyunda, vahşice öldürülen iki kedi söz konusu olması da bazı yanlış anlamalara ve tepkilere yol açtı. RSC, program dergisine oyunda herhangi bir hayvana zarar verilmediğini belirten bir not koymuştu. Oyunun Hollanda’daki bir tiyatroda sahnelenmesinin sonrasında yaşananlar, RSC’nin açıklama yapma gereği duymakta ne kadar haklı olduğunu gösterdi. Hollandalı hayvanseverler, bir kedinin tiyatro oyununda kendi insiyatifi dışında, bir aksesuar gibi “kullanılmasına”, ketçaba bulanmasına, silah doğrultularak “korkutulmasına” tepki gösterdiler, bunu engellemek için mahkemeye başvurdular.

 

Inishmore’lu Yüzbaşı’da Padraic adlı teröristin başından geçenler Tarantino filmlerini aratmayacak bir kurguyla işleniyor. Bir örgüt içi hesaplaşma kesitinde, IRA ve INLA gibi örgütlerin “İrlanda bağımsızlık mücadelesi” dedikleri şeyin aslında masum insanların öldürüldüğü bir kör dövüşü olduğu anlatılıyor. Ezilenler için mücadele ettiğini söyleyen bu örgütlerin, mafya gibi pis işlere bulaştığı, insanları katlettiği mizahi bir üslupla vurgulanıyor.

 

Oyunun kahramanı Deli Padraic, IRA’nın bile, “fazla deli” olduğu için reddettiği, bu nedenle daha çok şiddet yanlısı olan INLA örgütüne katılmış bir militandır. En azılı teröristleri bile dehşete düşüren yöntemleriyle ünlüdür. Padraic zaman içinde INLA’yı da eleştirme noktasına gelmiş, “örgütten kopma”yı, kendi örgütünü kurmayı düşünmeye başlamıştır.

 

Deli Padraic’in iki büyük tutkusu vardır: kedisi Arap ve İrlanda bağımsızlık mücadelesi.

 

Padraic, bir dizi bombalama eylemi için köyünden ayrılırken kedisi Arap’ı her zamanki gibi babasına emanet etmiştir. Ancak, Arap bir gün yol ortasında kan revan içinde, ölü olarak bulununca, bu pek çok kişi için sonun başlangıcı olur. Çünkü kaza geçirdiği söylenen Arap’ın ölümü kuşkulu görünmektedir.

 

Babası, Padraic’e bu kötü haberi nasıl verecektir? Telefonda Padraic’e ancak Arap’ın hastalandığın söyleyebilir. Padraic için kedisi bir yana, dünya bir yanadır. Arap’ın hastalandığını duyar duymaz, durumunu kendi gözleriyle görmek için hemen Inishmore’a döner. Arap’ın öldüğünü öğrenince de adeta kudurur… Tabii ki bu noktadan sonra kan gövdeyi götürür. Padraic’in intikamı acı olacaktır. Oyun, hem ürkütücü hem komik sürprizlerle gelişir.

 

Gerilim, dolantı içinde dolantı, sürpriz, tuzak, rehin alma, sahnede patlayan silahlar, izleyicinin gözü önünde testereyle kıtır kıtır kesilen insanlar… Şiddet, kan, küfürlü konuşma gibi motiflerin tiyatroda pek rastlanmadığı kadar “yüksek dozda”, abartılı biçimde kullanıldığı oyunda, izleyici tanık olduğu korkunç manzara karşısında bir yandan ürperirken, öte yandan gülmekten kırılıyor.

 

Tiyatro özlemimizi gideren bu eğlenceli oyun, ele aldığı konuyu değerlendirişi bakımından ne yazık ki pek sığ. Inismore’lu Yüzbaşı’ya bir şiddet ya da terör eleştirisi demek zor. Çünkü yazar, inandırıcı ve tutarlı olma kaygısı duymadan doğrudan doğruya IRA ve INLA örgütlerini hedef almış, onları hasım olarak görmüş; karikatürize edilmiş bir dünya ve karikatürize edilmiş karakterler yaratarak söz konusu örgütlerle alay etmiş, o kadar. Bunu yaparken nesnel davranmamış. Sözgelimi Britanya ordusunun 13 sivil İrlandalıyı öldürmekle suçlandığı Kanlı Pazar olayı oyunda yasak savarcasına bir iki kelimeyle, üstü örtülü bir şekilde geçiştirilirken, idealist bir devrimci olarak çizilen Padraic, inandığı mücadele için yaptığı eylemlerden, durup dururken, “işçilere, emeklilere kurşun yağdırmak” diye söz edebiliyor. Böyle olunca da Inismore’lu Yüzbaşı bütün başarısına rağmen inandırıcı ve derin bir oyun olamıyor. Oysa bir oyunun komedi olması ya da karikatürize edilmiş bir dünyayı yansıtması, inandırıcı ve tutarlı olmasını engellememeli.

 

Inismore’lu Yüzbaşı’nın yönetmeni, aynı zamanda çevirmeni olan Mehmet Ergen, oyun ile izleyiciyi başarıyla buluşturuyor. Ergen, oyunla, yazarla didişmemiş. Oyunu da, yazarı da karşısına almamış. “Yönetmen tiyatrosu” olarak adlandırdığımız, reji yapmayı bir “yönetmenlik şovu” fırsatı, “kuş kondurma” şansı olarak gören anlayışa pabuç bırakmamış. Mehmet Ergen, ülkemizde moda olduğu şekliyle işin kolayına kaçıp tiyatroyu sirke çevirmemiş, cambazlık yapmamış. İzleyiciyle oyun arasında sahici, etkileyici bir ilgi, bir bağ kurmayı başarmış. Oyuna sadık kalarak oyunun, oyuncuların var olan zenginliklerini ortaya çıkarmaya çalışmış. Absürd diyebileceğimiz kadar abartılı bir uslubu olan bu oyunu, izleyiciye “hadi or’dan sen de, bu saçmalık” dedirtmeden, işi sululuğa dökmeden iki saat boyunca izletmeyi başarmak hiç de göründüğü kadar kolay değil. Mehmet Ergen zor olanı seçmiş, bu zorluğun üstesinden gelmeyi de başarmış.

 

Inismore’lu Yüzbaşı, oyuncular için de keyifli bir oyun. Bu keyfin oyunculuk performansını olumlu etkilediği görülüyor. Tüm oyuncular rollerini sevmiş, rollerine yakışmış. Mehmet Birkiye’yi, Engin Hepileri’yi, Yeşim Koçak’ı çok kısa bir süre önce yine Kent Oyuncuları  tarafından sahnelenen Aşk Çemberi isimli oyunda izlediğimiz halde, bu oyunda Donny, Davey, Mairead olarak hiç yadırgamıyoruz. Çünkü gerçekten de karşımıza bambaşka karakterler olarak çıkıyorlar. Bu onların başarısın gösteriyor. Deli Padraic olarak başrolde Hakan Gerçek, Christy rolünde Cengiz Bozkurt, Joey rolünde Bartu Küçükçağlayan, Brendan rolünde Okan Yalabık, James rolünde Bülent Şakrak bu unutulmayacak oyunda başarılı oyunculuklar sergiliyorlar.

 

Zeki Sarayoğlu mütevazı dekor tasarımıyla, Yüksel Aymaz ışık tasarımıyla, Cüneyt Yamaner de özgün müziğiyle, oyunun atmosferini yansıtan, aksiyonu destekleyen çözümler üreterek oyunun başarısında pay sahibi olmuşlar.

 

Inismore’lu Yüzbaşı izlemeye değer, kaçırılmaması gereken bir oyun. Emeği geçenlere, izleyenlere ne mutlu!

 

 

(NOT: Bu yazı daha önce, Cumhuriyet gazetesinin eki olan Pazar Dergi’de kısaltılarak yayımlanmıştır.)

 

 

 

Feridun Çetinkaya

feriduncetinkaya@yahoo.com

 

 

 

(15 Şubat 2004'te Cumhuriyet Dergi'de yayımlandı.)

 
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
 
 
      ©2008 TiyatroFanzini