Tiyatronun Tarantino’sundan
film gibi oyun: Inishmore'lu
Yüzbaşı
Tiyatroyu özlemişiz… Uzun zamandır
böylesi bir tiyatro keyfine hasret kalmıştık… Kenter
Tiyatrosu’ndan çıkarken, çok özlediğim bir dostla yeniden
buluşmuş gibiydim.
Kent Oyuncuları’nın
sahnelediği Inishmore’lu Yüzbaşı, keyifle izlenen,
tiyatro hazzını doyasıya yaşatan bir kara komedi. “Tiyatro
karakteri”nden ödün vermeden, televizyon ve sinema izleyicisinin
ilgisini çekebilecek oyunlar yazılabileceğini gösteren başarılı
bir örnek. Inishmore’lu Yüzbaşı,
tiyatroyu sıkıcı, uyuşuk, ağdalı olmakla
suçlayanların fikirlerini olumlu yönde değiştirecek bir
oyun.
Türkiye prömiyeri 12 Aralık
2003’te Kenter Tiyatrosu’nda yapılan Inishmore’lu Yüzbaşı,
İrlanda asıllı yazar Martin McDonagh’ın bir oyunu. McDonagh’ı,
İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenen Leenane’nin Güzellik
Kraliçesi ile tanımıştık. Mayıs 2000’de seyirciyle buluşan
ve 3 yıldır oynanmakta olan Güzellik Kraliçesi, bütün
dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok beğenilmişti.
Inismore’lu Yüzbaşı da tıpkı Güzellik Kraliçesi
gibi, tiyatroseverlerin ilgisini hak eden bir oyun.
Öncelikle oyunun yazarından söz
edelim. Çünkü Kent Oyuncuları’nın Inishmore’lu Yüzbaşı ile
yakaladığı başarıda aslan payı oyun yazarının.
Inishmore’lu Yüzbaşı’nın
yazarı Martin McDonagh, ele aldığı konuları işleyişi bakımından,
İrlanda tiyatrosunun 1890’larda yaşamış klasik yazarı J.M. Synge
ile günümüz Amerikan sinemasının yaramaz çocuğu Quentin
Tarantino’nun aynı insanda vücut bulmuş hali olarak
tanımlanıyor.
McDonagh 1971 doğumlu; genç
yaşında oyunları 39 ülkede sahnelenen, dünya çapında ün kazanmış
bir tiyatro yazarı. İrlanda göçmeni bir ailenin çocuğu olarak
Londra’da dünyaya gelmiş. Çocukluğundan itibaren sinema ve
televizyon onu çok etkilemiş. Orson Welles, Martin Scorsese,
Terence Malick, David Lynch, Sergio Leone, Sam Peckinpah,
Quentin Tarantino gibi efsane isimlere hayranlık duymuş. Daha 16
yaşındayken okuldan ayrılmış. Sinemaya olan tutkusuyla
senaryolar yazmaya başlamış. Yazdıkları başlangıçta
beğenilmemiş. Sadece BBC tarafından 22 kez reddedilen McDonagh,
yılmamış. En sonunda, iki radyo oyununu Avusturalya’da oynatmayı
başarmış.
McDonagh’ın ilk büyük
başarısı, Leenane’nin Güzellik Kraliçesi’nin 1996 yılında
Dublin’de sahnelenmesi olmuş. Bu oyun, yazarına art arda ödüller
kazandırmış. Önce West End’e, ardından Broadway’e transfer
olmuş. McDonagh, Inishmaan’li Topal (The
Cripple of Inishmaan)
adlı oyununun Royal
National Theatre’da sahnelenmesiyle bu başarısını perçinlemiş.
Connemara’daki Kafatası
(A Skull in Connemara),
Yapayalnız Batı (The Lonesome West), Inisheer’in Ölüm
Perileri (The
Banshees of Inisheer), Yastık
Adam (The
Pillowman)
yazarın diğer
oyunları.
İzlediğimiz iki oyunun da
gösterdiği gibi, hem seçtiği konularla, hem de bu konuları
işleyiş biçimiyle McDonagh, “dünyanın her yerindeki her insanı
ilgilendiren oyunlar” yazmayı başarmış bir yazar. Oyunlarının 28
dile çevrilmesi de; Londra’daki profesyonel tiyatrolarda bir
sezonda aynı anda 4 oyunu birden oynanan, Shakespeare’den
sonraki ikinci yazar olması da bunu gösteriyor.
Ünlü Oliver ödüllerinde “En İyi
Yeni Komedi” seçilen Inishmore’lu Yüzbaşı’da, Padraic
isimli İrlandalı teröristin başından geçen olaylar, David Lynch,
Coen Kardeşler, Quentin Tarantino filmlerini aratmayacak bir
kurguyla anlatılıyor. Normalde insanın kanını donduracak
olayların bir parodideki gibi abartılı olarak işlendiği oyun,
izleyiciyi kahkahalara boğuyor.
Inishmore’lu Yüzbaşı
her sahnelenişiyle gündem yarattı, çok tartışıldı. Bu oyun için
McDonagh’ın en sansasyonel oyunu diyebiliriz.
Oyunda İrlanda Kurtuluş Ordusu-IRA
ve İrlanda Ulusal Özgürlük Ordusu-INLA örgütleri ağır bir
şekilde eleştiriliyor, bu örgütlerle alay ediliyordu. Bu nedenle
söz konusu örgütlerin oyuna tepki göstermesinden korkuldu.
Yazdığı her oyun neredeyse biter bitmez sahnelenen McDonagh’ın
bu oyunu belki de sırf bu nedenle, sahnelenmek için tam 5 yıl
bekledi. Royal National Theatre ve Royal Court “barış sürecini
olumsuz etkileyeceği” gerekçesiyle oyunu reddedince, Londra’da
büyük tartışmalar yaşandı. McDonagh, kendisi kelleyi koltuğa
alıp bu oyunu yazdığı halde, tiyatro yöneticilerinin oyunu
sahnelemekten kaçınmasına isyan etti. Tiyatro yapımcılarını ve
yöneticilerini korkaklıkla suçladı. Kararı siyasi bir karar, bir
sansür olarak nitelendirdi.
Oyun, tiyatroda pek de alışık
olunmadığı şekilde, şiddet öğelerine, kana, küfürlü konuşmaya,
silah seslerine seyirciyi “rahatsız” edecek kadar sert bir
biçimde yer vermesiyle de çok konuşuldu. Inismore’lu Yüzbaşı’yı
Stratford’ta sahneleyen Royal Shakespeare Company, oyunun hem
içerdiği şiddet unsurlarıyla, hem de kullanılan dil nedeniyle 15
yaşından küçükler için sakıncalı olabileceği uyarısında bulundu.
Bilet alanlar oyunun sağlık açısından rahatsız edici olabileceği
konusunda bir yazıyla uyarıldı; ayrıca her oyun başlangıcında
salonda bir duyuru yapıldı.
Canlı bir kedinin rol aldığı
oyunda, vahşice öldürülen iki kedi söz konusu olması da bazı
yanlış anlamalara ve tepkilere yol açtı. RSC, program dergisine
oyunda herhangi bir hayvana zarar verilmediğini belirten bir not
koymuştu. Oyunun Hollanda’daki bir tiyatroda sahnelenmesinin
sonrasında yaşananlar, RSC’nin açıklama yapma gereği duymakta ne
kadar haklı olduğunu gösterdi. Hollandalı hayvanseverler, bir
kedinin tiyatro oyununda kendi insiyatifi dışında, bir aksesuar
gibi “kullanılmasına”, ketçaba bulanmasına, silah doğrultularak
“korkutulmasına” tepki gösterdiler, bunu engellemek için
mahkemeye başvurdular.
Inishmore’lu Yüzbaşı’da
Padraic adlı teröristin başından geçenler Tarantino filmlerini
aratmayacak bir kurguyla işleniyor. Bir örgüt içi hesaplaşma
kesitinde, IRA ve INLA gibi örgütlerin “İrlanda bağımsızlık
mücadelesi” dedikleri şeyin aslında masum insanların öldürüldüğü
bir kör dövüşü olduğu anlatılıyor. Ezilenler için mücadele
ettiğini söyleyen bu örgütlerin, mafya gibi pis işlere
bulaştığı, insanları katlettiği mizahi bir üslupla vurgulanıyor.
Oyunun kahramanı Deli
Padraic, IRA’nın bile, “fazla deli” olduğu için
reddettiği, bu nedenle daha çok şiddet yanlısı olan INLA
örgütüne katılmış bir militandır. En azılı teröristleri bile
dehşete düşüren yöntemleriyle ünlüdür. Padraic zaman içinde
INLA’yı da eleştirme noktasına gelmiş, “örgütten kopma”yı, kendi
örgütünü kurmayı düşünmeye başlamıştır.
Deli Padraic’in iki büyük tutkusu
vardır: kedisi Arap ve İrlanda bağımsızlık mücadelesi.
Padraic, bir
dizi bombalama eylemi için köyünden ayrılırken kedisi Arap’ı her
zamanki gibi babasına emanet etmiştir. Ancak, Arap bir gün yol
ortasında kan revan içinde, ölü olarak bulununca, bu pek çok
kişi için sonun başlangıcı olur. Çünkü kaza geçirdiği söylenen
Arap’ın ölümü kuşkulu görünmektedir.
Babası, Padraic’e bu kötü haberi
nasıl verecektir? Telefonda Padraic’e ancak Arap’ın
hastalandığın söyleyebilir. Padraic için kedisi bir yana, dünya
bir yanadır. Arap’ın hastalandığını duyar duymaz, durumunu kendi
gözleriyle görmek için hemen Inishmore’a döner. Arap’ın öldüğünü
öğrenince de adeta kudurur… Tabii ki bu noktadan sonra kan
gövdeyi götürür. Padraic’in intikamı acı olacaktır. Oyun, hem
ürkütücü hem komik sürprizlerle gelişir.
Gerilim, dolantı içinde dolantı,
sürpriz, tuzak, rehin alma, sahnede patlayan silahlar,
izleyicinin gözü önünde testereyle kıtır kıtır kesilen insanlar…
Şiddet, kan, küfürlü konuşma gibi motiflerin tiyatroda pek
rastlanmadığı kadar “yüksek dozda”, abartılı biçimde
kullanıldığı oyunda, izleyici tanık olduğu korkunç manzara
karşısında bir yandan ürperirken, öte yandan gülmekten
kırılıyor.
Tiyatro özlemimizi gideren bu
eğlenceli oyun, ele aldığı konuyu değerlendirişi bakımından ne
yazık ki pek sığ. Inismore’lu Yüzbaşı’ya bir şiddet ya da
terör eleştirisi demek zor. Çünkü yazar, inandırıcı ve tutarlı
olma kaygısı duymadan doğrudan doğruya IRA ve INLA örgütlerini
hedef almış, onları hasım olarak görmüş; karikatürize edilmiş
bir dünya ve karikatürize edilmiş karakterler yaratarak söz
konusu örgütlerle alay etmiş, o kadar. Bunu yaparken nesnel
davranmamış. Sözgelimi Britanya ordusunun 13 sivil İrlandalıyı
öldürmekle suçlandığı Kanlı Pazar olayı oyunda yasak savarcasına
bir iki kelimeyle, üstü örtülü bir şekilde geçiştirilirken,
idealist bir devrimci olarak çizilen Padraic, inandığı mücadele
için yaptığı eylemlerden, durup dururken, “işçilere, emeklilere
kurşun yağdırmak” diye söz edebiliyor. Böyle olunca da
Inismore’lu Yüzbaşı bütün başarısına rağmen inandırıcı ve
derin bir oyun olamıyor. Oysa bir oyunun komedi olması ya da
karikatürize edilmiş bir dünyayı yansıtması, inandırıcı ve
tutarlı olmasını engellememeli.
Inismore’lu Yüzbaşı’nın
yönetmeni, aynı zamanda çevirmeni olan Mehmet Ergen, oyun ile
izleyiciyi başarıyla buluşturuyor. Ergen, oyunla, yazarla
didişmemiş. Oyunu da, yazarı da karşısına almamış. “Yönetmen
tiyatrosu” olarak adlandırdığımız, reji yapmayı bir “yönetmenlik
şovu” fırsatı, “kuş kondurma” şansı olarak gören anlayışa pabuç
bırakmamış. Mehmet Ergen, ülkemizde moda olduğu şekliyle işin
kolayına kaçıp tiyatroyu sirke çevirmemiş, cambazlık yapmamış.
İzleyiciyle oyun arasında sahici, etkileyici bir ilgi, bir bağ
kurmayı başarmış. Oyuna sadık kalarak oyunun, oyuncuların var
olan zenginliklerini ortaya çıkarmaya çalışmış. Absürd
diyebileceğimiz kadar abartılı bir uslubu olan bu oyunu,
izleyiciye “hadi or’dan sen de, bu saçmalık” dedirtmeden, işi
sululuğa dökmeden iki saat boyunca izletmeyi başarmak hiç de
göründüğü kadar kolay değil. Mehmet Ergen zor olanı seçmiş, bu
zorluğun üstesinden gelmeyi de başarmış.
Inismore’lu Yüzbaşı,
oyuncular için de keyifli bir oyun. Bu keyfin oyunculuk
performansını olumlu etkilediği görülüyor. Tüm oyuncular
rollerini sevmiş, rollerine yakışmış. Mehmet Birkiye’yi, Engin
Hepileri’yi, Yeşim Koçak’ı çok kısa bir süre önce yine Kent
Oyuncuları tarafından sahnelenen Aşk Çemberi isimli oyunda
izlediğimiz halde, bu oyunda Donny, Davey, Mairead olarak hiç
yadırgamıyoruz. Çünkü gerçekten de karşımıza bambaşka
karakterler olarak çıkıyorlar. Bu onların başarısın gösteriyor.
Deli Padraic olarak başrolde Hakan Gerçek, Christy rolünde
Cengiz Bozkurt, Joey rolünde Bartu Küçükçağlayan, Brendan
rolünde Okan Yalabık, James rolünde Bülent Şakrak bu
unutulmayacak oyunda başarılı oyunculuklar sergiliyorlar.
Zeki Sarayoğlu
mütevazı dekor tasarımıyla, Yüksel Aymaz ışık tasarımıyla,
Cüneyt Yamaner de özgün müziğiyle, oyunun atmosferini yansıtan,
aksiyonu destekleyen çözümler üreterek oyunun başarısında pay
sahibi olmuşlar.
Inismore’lu Yüzbaşı
izlemeye değer, kaçırılmaması gereken bir oyun. Emeği geçenlere,
izleyenlere ne mutlu!
(NOT: Bu yazı daha önce,
Cumhuriyet gazetesinin eki olan Pazar Dergi’de kısaltılarak
yayımlanmıştır.)
Feridun Çetinkaya
feriduncetinkaya@yahoo.com
(15 Şubat 2004'te Cumhuriyet
Dergi'de yayımlandı.)